Göz
Kusurlu Tanrı Vaelirion'un insanlığa armağanı
Tanrıların yeryüzü tahtını terk etme vakti geldiğinde, insanlığın karanlıkta kaybolmaması ve ilahi ışığın kıvılcımını taşımaya devam etmesi için Vaelirion onlara bir armağan bırakmak istedi.
Ölümlüydü ve tanrısal kudretten uzak olan tek zayıflığı, kalbinin zaafına yenik düşmesiydi.
Kusurlu Tanrı Vaelirion’un armağanı, kendi özünden bir parçaydı; diğer bir deyişle büyüydü. Vaelirion, "Göz" adını verdiği mücevherin kalbine elementlerin gücünü, altından yapılma yuvasına ise avcıların güçlerini oluşturan büyüyü gizledi. Her nefesi mücevheri ışıldayan bir enerjiyle doldurdu, ta ki mücevher Güneş ve Ay’ın ışığına erişene kadar...
Vaelirion Gözü, Tanrı’nın kendi özünden damıtılan ilahi gücün sonsuz kuyusu, evrenin sırlarını saklayan bir hazineydi. Gözbebeği, derinliklerinde elementlerin tüm renklerini barındıran bir mücevherle süslüydü. Hava, su, ateş, toprak ve metal elementlerinin gücü bu eşsiz taşın içinde dans ediyordu.
Gözün etrafını saran altın yuva ise koruyucu bir kalkan gibiydi. Bu yuvada aslanın cesareti, ayının gücü, ejderhanın kudreti, kuzgunun zekâsı ve geyiğin yaşam gücü sembolize edilmişti. Bu figürler, avcıların gücünü temsil ediyor ve gözün içindeki enerjiyi dengeliyordu.
Vaelirion Gözü sıradan bir mücevher değildi. İçinde barındırdığı güç, hem bir lütuf hem de bir lanet olabilecek kadar kudretliydi. Bu güce sahip olanlar dünyayı kurtarabilir ya da onu sonsuz karanlığa sürükleyebilirdi. Vaelirion, bu gücü kutsal hizalanışta hak edenlerin bulacağı şekilde mühürledi ve dünyayı terk etti.
Vaelirion, insan ruhunun karanlık köşelerinde gizlenen açgözlülüğü ve bencilliği hesaba katmamıştı. Ona duyulan saf tutku, güce yönelik kötücül bir açlığa dönüştü. Onun iyiliği, insanların içindeki karanlığı besledi. Armağanını da yeryüzünü de kirletti.